3/2/2006 - hoşça kal.
- Kayışı kes, kayışı kes.
telefonun iğrenç çalışından sonra duyduğu ve anlam verebildiği tek ses buydu. gözlerini açtı, etrafına baktı. saat daha çok erkendi. duyduklarını hatırladı ve konuşmayı dinlemeye başladı.
- ne kadar soğumuş?
- kızım ağabeyini arasana, ben ne yapabilirim?
birine bişey olmuştu. kafası allak bullaktı. yataktan fırladı ve telefonun olduğu odaya koştu. şoka giren yaşlı kadına baktı, ne olduğunu anlamaya çalıştı. anlaşılacak pek bişey yoktu. bahsi geçen ağabey arandı ve ulaşılamadı. bir yerlerde biri ölmüştü yada son anlarıydı dünyadaki. polisi aramalıydı önce ama yaşlı kadın inat ediyordu başkalarına haber vermek, onlardan medet ummak için. nede olsa tanıdıklarıydı, yakınlarıydı. polis kimdi ki, nerden tanırdı ki elinde büyüttüğü yeğenini. ahhhh... ne çok sallamıştı onu kucağında, ne çok doyurmuştu karnını,dayak yemesin diye annesinden hep o korurdu ufaklığı. eeee o zamanlar gençti de.
sonunda oraya gidebilecekcek birine ulaşıldı. o da ağabey sayılırdı ve ağabeyinden daha güvenilirdi aslında. up uzun bir bekleyiş başladı telefonlu evde. bilinen gerçeğin kesinleşmemesi için dualar ediliyordu sessizce. yarım saat kadar sonra telefon çaldı.
- bu iş bitmiş kızım.
dedi o tanıdık ses. dünya durdu, bir an için bile olsa durdu. telefon konuşmasının fon müziği olan anne ağlaması kulaklarına kazındı.
- oğlummm, değer miydi be yavrum.
acının sesi olsa bu olurdu ve bunları söylerdi heralde diye düşündü.
sonra öleni düşündü. 43 yaşındaydı daha, hayatta bir baltaya sap olamamamıştı ama iyi insandı. sevimli dolandırıcılardan hanii. bir iş yapardı parasını iş bitmeden alır, lüks bir hayat adına harcar, işi de bitirmez, bir sürü insana borç takar kaçardı. para bitene kadar yaşar bitince de depresyona girerdi. iş ahlakı dışında tamammen normaldi. gülerdi, eğlenirdi, yardım ederdi, severdi. herşey normaldi yani.
bir süredir yine depresifti. evdeki herşeyi kırıp dökmüştü ama herkes onun bu hallerine alışık olduğu için kimse önemsemedi onu. borçlu olduğu kişiler dışında. onlarda dün ziyaret edip dükkanında kalan iş yapabileceği tüm aletlerini götürmüşler, onu önemsediklerini vurgulamak için. böylece gecenin ilerleyen saattlerinde neler düşündüyse artık -ki muhtemelen hayatın ne kadar acımasız olduğuyla ilgilidir.- daha fazla burda kalmamaya karar verdi ve boynuna geçirdiği kayışla boşluğa bıraktı kendini. omurları birbirinden ayrılana kadar nefes almaya çalıştı, canı çok yandı. son kez düşündü belki "ulan, ölmek için bile acı çekmek lazım mış. ne dünya beee" dedi ve öldü.
sonra polisler geldi. onu alıp götürdüler. annesi bakakaldı ardından, tepkisiz. oğlunun birdaha dönmeyeceğini bilerek. oğlundan duyduğu son cümle geldi aklına. gece yattıktan sonra bağırdığını duymuştu " allahım yardım et "diye. "allahım neden yardım etmedin oğluma" çığlığıyla isyan etti ve tekrar hıçkırıklara boğuldu.
yaşlı kadın haber verdi tanıdıklara. yalandan ahlarla vahlarla oyalandı bir süre ve sonra kardeşinin yanına gitmek için yolla koyuldu.
bana gelince düşünüyorum. telefonda konuştuğum biri "daha fazlasını istememiş, bu onun tercihi" dedi. belki öyle ama herkes kendini suçluyor şu anda. tercih bireysel de olsa sonuçları çok daha geniş bir alana yayılıyor. kız kardeşi mesela,çok ciddi bir suçluluk duygusu içinde ve ağebeyinin ölmediğine inanıyor şu anda. bir kaç saat daha kandırabilecek heralde kendini.
bir tarafım olması gereken olur diyor, bir tarafım evlenmeyi, bir çocuk sabihi olmayı ne kadar istiyordu diyor. karışık yani.
net olan tek şey, her yeni günün bir hediye olduğu.
hediyenizi almaktan sakın vazgeçmeyin. içinden ne çıkacağını bilemezsiniz.
L.B.İ.'nin anısına
umarım gittiğin bir yer vardır ve orda daha mutlu olursun.
|