*************************

1/4/2006 - İstediğiniz gibi yaşamanın püf noktaları -alıntı-

İnsanları yöneten derin işletim programları neler?
"Korktuğum her şey başıma geliyor" cümlesini ne sıklıkta kulllanıyorsunuz? Yoksa hayal ettiğiniz gibi mi yaşıyorsunuz? Yeterince özgür müsünüz? Hayatınızın kontrolü aslında sadece sizin elinizde. İşte hayat tarzınızı belirmenin incelikleri...



İnsanları yöneten iki derin işletim programı vardır:

-İlki, hücrelerden  organlarımıza kadar tüm biyolojik yapımızı düzenleyen
GENETİK programlar

-İkincisi de dış dünyadaki yaşantımızı düzenleyen YAŞAM TARZI programları.Bunun beyindeki  kod adı niyettir.

Niyeti  kimin yaptığı çok önemlidir.

-Kendimiz yaptığımız ölçüde özgür,bağımsız ve gelişmiş insan oluruz. DERİN YÖNETİM bizim irademiz altında olur.Düşündüğümüz ve niyet ettiğimiz gibi yaşarız. Bizi biz yönetiriz.Bunun  aksi özgürlüğün kaybıdır.

Niyeti biz yapmazsak ne olur?

-Hayat tabiî ki sona ermez. Otomatik pilot devreye girer. Derin yönetime bizce verilmiş özgür, bağımsız ve sağlıklı bir yaşama talimatı yoksa dış dünyanın oluşturduğu sanal yönetmen yani otomatik pilot kontrolü ele alır.
- Bu durumda derin yönetim, dış dünyadan her saniye beynimize akan trilyonlarca bilginin oluşturduğu yeni yönetmene devredilir.
-Yönetim böylece yaşam tarzımızı belirleyen küresel iradenin eline ve içimizdeki taşeronuna yani temsilcisine geçer.Hayatta her boşluk dolar. Niyeti biz yapmazsak, bizim adımıza başkası yapar ve davranışlar bu niyete göre yeniden şekillenmeye başlar.
-Düşündüğümüz gibi yaşayamazsak, yaşadığımız gibi düşünmeye başlarız.
-Sonuçta, ya biz dış dünyayı yönetiriz ya da dış dünya bizi.Hayat tarzımız da buna göre tezahür eder.

imedya

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

12/2/2006 - ufak bir öneri

eğer bir şeyin olacağından eminseniz, içinizden gelen bir ses size "evet, başka yolu yok" diyorsa, olayın farklı sonuçlanması mümkün değildir. sonuca varana kadar işler ne kadar ters giderse gitsin, ne kadar kötü günler geçirirseniz geçirin fark etmez. emin olduğunuz gerçeğini unutmadığınız sürece o da sizi utandırmaz.

bir şeyden eminseniz sonsuza kadar onu sorgulamamaya kendinize söz verin. hayat inancınızı asla boşa çıkarmaz.

Yorum (11) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

7/2/2006 - yanıbaşımdan

Sevemedim ben bu günü
Sevemedim başından
Göremedim geçtiğini
Yanıbaşımdan her yanımdan

Gelemedim ben bu oyuna
Gelemedim yaşımdan
Kovaladım sevdiğimi
Yanıbaşımdan her yanımdan

Yaşamadım ben bu günü
Yaşamadım inadımdan
Göremedim geçtiğini
Yanıbaşımdan her yanımdan

Ellerin uzanmasın
Uzak dursun dedim
Sakın dokunmasın
Hayal ettiklerim
Bana yakışmasın
İnancım yok benim

 

Duman - Yanıbaşımdan

 

günlerdir kafamın içinde çalıyor. çok güzel.

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

5/2/2006 - özgürlük

her anlayış ayrı bir acı, aynı şeyi bile anlasan -tekrar tekrar- başka bir sızı çörekleniyor içine. kanında dolaşıyor sen oluyor. acı oluyorsun, damla damla acıyorsun. sonra " ben de insanım, yeter!!!" diyip, atıyorsun acıyı içinden. kocaman bir boşluk oluşuyor. boşluk oluyorsun bu sefer.

işte an o andır. o boşluğu neyle istersen onla doldur şimdi. iste, olsun. boşluğuna çok iyi bak. o senin herşeyin. boşluğunu tekrar acıyla doldurmadığın sürece özgürsün.

Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

3/2/2006 - hoşça kal.

- Kayışı kes, kayışı kes.

telefonun iğrenç çalışından sonra duyduğu ve anlam verebildiği tek ses buydu. gözlerini açtı, etrafına baktı. saat daha çok erkendi. duyduklarını hatırladı ve konuşmayı dinlemeye başladı.

- ne kadar soğumuş?

- kızım ağabeyini arasana, ben ne yapabilirim?

birine bişey olmuştu. kafası allak bullaktı. yataktan fırladı ve telefonun olduğu odaya koştu. şoka giren yaşlı kadına baktı, ne olduğunu anlamaya çalıştı. anlaşılacak pek bişey yoktu. bahsi geçen ağabey arandı ve ulaşılamadı. bir yerlerde biri ölmüştü yada son anlarıydı dünyadaki. polisi aramalıydı önce ama yaşlı kadın inat ediyordu başkalarına haber vermek, onlardan medet ummak için. nede olsa tanıdıklarıydı, yakınlarıydı. polis kimdi ki, nerden tanırdı ki elinde büyüttüğü yeğenini. ahhhh... ne çok sallamıştı onu kucağında, ne çok doyurmuştu karnını,dayak yemesin diye annesinden hep o korurdu ufaklığı. eeee o zamanlar gençti de.

sonunda oraya gidebilecekcek birine ulaşıldı. o da ağabey sayılırdı ve ağabeyinden daha güvenilirdi aslında. up uzun bir bekleyiş başladı telefonlu evde. bilinen gerçeğin kesinleşmemesi için dualar ediliyordu sessizce. yarım saat kadar sonra telefon çaldı.

- bu iş bitmiş kızım.

dedi o tanıdık ses. dünya durdu, bir an için bile olsa durdu. telefon konuşmasının fon müziği olan anne ağlaması kulaklarına kazındı. 

- oğlummm, değer miydi be yavrum.

acının sesi olsa bu olurdu ve bunları söylerdi heralde diye düşündü.

sonra öleni düşündü. 43 yaşındaydı daha, hayatta bir baltaya sap olamamamıştı ama iyi insandı. sevimli dolandırıcılardan hanii. bir iş yapardı parasını iş bitmeden alır, lüks bir hayat adına harcar, işi de bitirmez, bir sürü insana borç takar kaçardı. para bitene kadar yaşar bitince de depresyona girerdi. iş ahlakı dışında tamammen normaldi. gülerdi, eğlenirdi, yardım ederdi, severdi. herşey normaldi yani.

bir süredir yine depresifti. evdeki herşeyi kırıp dökmüştü ama herkes onun bu hallerine alışık olduğu için kimse önemsemedi onu. borçlu olduğu kişiler dışında. onlarda dün ziyaret edip dükkanında kalan iş yapabileceği tüm aletlerini götürmüşler, onu önemsediklerini vurgulamak için. böylece gecenin ilerleyen saattlerinde neler düşündüyse artık -ki muhtemelen hayatın ne kadar acımasız olduğuyla ilgilidir.- daha fazla burda kalmamaya karar verdi ve boynuna geçirdiği kayışla boşluğa bıraktı kendini. omurları birbirinden ayrılana kadar nefes almaya çalıştı, canı çok yandı. son kez düşündü belki "ulan, ölmek için bile acı çekmek lazım mış. ne dünya beee" dedi ve öldü.

sonra polisler geldi. onu alıp götürdüler. annesi bakakaldı ardından, tepkisiz. oğlunun birdaha dönmeyeceğini bilerek. oğlundan duyduğu son cümle geldi aklına. gece yattıktan sonra bağırdığını duymuştu " allahım yardım et "diye. "allahım neden yardım etmedin oğluma" çığlığıyla isyan etti ve tekrar hıçkırıklara boğuldu.

yaşlı kadın haber verdi tanıdıklara. yalandan ahlarla vahlarla oyalandı bir süre ve sonra kardeşinin yanına gitmek için yolla koyuldu.

bana gelince düşünüyorum. telefonda konuştuğum biri "daha fazlasını istememiş, bu onun tercihi" dedi. belki öyle ama herkes kendini suçluyor şu anda. tercih bireysel de olsa sonuçları çok daha geniş bir alana yayılıyor. kız kardeşi mesela,çok ciddi  bir suçluluk duygusu içinde ve ağebeyinin ölmediğine inanıyor şu anda. bir kaç saat daha kandırabilecek heralde kendini.

bir tarafım olması gereken olur diyor, bir tarafım evlenmeyi, bir çocuk sabihi olmayı ne kadar istiyordu diyor. karışık yani.

net olan tek şey, her yeni günün bir hediye olduğu.

hediyenizi almaktan sakın vazgeçmeyin. içinden ne çıkacağını bilemezsiniz.

 

L.B.İ.'nin anısına

umarım gittiğin bir yer vardır ve orda daha mutlu olursun.

 

 

 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

1/2/2006 - yokluğum

anlıyorum.

insan yokluğunu kaybedince varlığını da kaybediyor.

yokluğummm...

tanrım, nasıl güzel bir yer anlatamam. hep korkunç olduğu düşünülen yokluk duygusu, yok olma korkusu...

insan yok olduğunu hissettiğinde inanılmaz bir hafiflik geliyor herşeye. zaten var olmadığın için hareketlerin de var olmuyorlar ve böylece kimseye karşı sorumluluk hissetmiyorsun. kendine bile. rahat oluyorsun ve bu rahatlıkla beraber bütün hücrelerinle varlığını yakalıyorsun. sen olarak, kendini görüyorsun ve o hiç olmadığı kadar büyüleyici, hiç olamadığı kadar var. izlemeye başlıyorsun herşeyi. o güzelliğin içinde yüzüyorsun. derin nefesler alıyorsun.

yokluğum bu kadar güzel bişey işte ve onu kaybetmek istemiyorum. varlık gibi görünen girdap her an ensemde. nefesini duyabiliyorum. bütün cazibesiyle ve bütün zaaflarımı kullanarak beni geri götürmek istiyor ama ben oraya dönmek istemiyorum.

dönmeyeceğim.

 

Yorum (3) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

31/1/2006 - uyanmak mı?

az önce aklıma çocukluğum geldi ki bu çok nadir olur. ilk okula çok küçük başlamıştım ben. beşinci yılım bitti altıncıyı evimde, kardeşlerimle göremedim yani.(laf aramızda çok zor zamanlardı ve çok üzülürdüm evde olamadığım için, şimdi düşünüyorum sadece olması gereken olmuş)bir de sabahçıydım üstüne üstlük. nasıl zordu her sabah o kadar erken uyanmak anlatamam.

bazı sabahlar annem beni kaldırmak için geldiğinde hemen uyanırdım garip bir şekilde. bütün uykumu almış enerjik falan. çabucak hazırlanır, kahvaltımı eder ve okula giderdim.okulda da her şey çok güzel olurdu, her zamankinin aksine. sonra annem beni tekrar uyandırırdı o güzel rüyadan. bazen gerçekten uyanır homurdanırdım, "ben evde kalacam, kardeşlerimle oynayacam " diye. bazen de tekrar rüyaya dalardım.

şimdi bakıyorum da bişey fark etmiyor galiba :)

ayy acaba nerden geldi aklıma???

 

 

nerden geldiğini bilenlere de ;), bilmeyenlere de çookkk güzel bir gün dilerim.

 

Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

26/1/2006 - her şey ve hiç bir şey

nasıl bir huzur geldi oturdu içime anlatamam. anlatmak da anlamsız zaten. kelimelerin içine sıkıştıramaya çalışırken deforme oluyor herşey.

hem zaten ben de bir çok şeyi kaybettim.

tanrım kaybetmek ...

ne güzel bir kelimeymiş bu. kendini hissettirdiğinde yani kaybetmeyi anladığınızda, sadece gerekmeyen ama sizin sıkıca sarıldığınız şeylerin gidişi olduğunu göreceksiniz. onlar koparken parçalandığınızı yok olduğunuzu hissedeceksiniz. yaralarınız var ya bir sürü, kopan parçaların yerleri var ya kanıyolar, acıyorlar. sonra bir AN gözünüz kayacak acıyan yere. büyük bir şaşkınlık nidasının ardından orda yara yok ki diyeceksiniz. ama acıyo diyeceksiniz. ama bütün bunlar nasıl oluyor diyeceksiniz.

evet orda yara yok. çünkü kopan bişey yok. o giden size yapışmış bir şeydi. sizin değildi sizden besleniyordu. dünyadaki en güzel şeydi  ve hala ona baktığınızada ne kadar güzel olduğunu görüyorsunuz. acının sadece parçanızın, beslenmek için açtığı yolun, birbirinize dokunduğunuz birbiriniz olduğunuz yerin hissettiği boşluk olduğunu anlıyorsunuz. acı bile değil yani o.

ve hafifleme geliyor. sadece siz kalıyorsunuz. siz, her şeyden hafif ve her şeyden sağlamsınız. kalıplarınız, kararlarınız, isteklriniz, hırslarınız, intikamlarınız yokken su gibisiniz. hem her şeysiniz hem hiç bir şey. işte burda aşk başlıyor.

ahh aşk ahh.

bu o vıcık vıcık aşk değil. o da çok güzel, bişey demiyorum ama bu daha güzel. bunda aşkı bağladığınız bir obje yok yani aşkınızın bitme ihtimali yok. o size ait. bir erkek, bir kadın, bir çocuk, bir resim... aklınıza ne gelirse hiç biri yok bu aşkta. bu aşkta hem herşey var, hem  hiç bişey yok. aynı sizin gibi. hatta bunun adı da yok. bakın ne güzel de sıkıştırdım onu aşk gibi bir kelimenin içine. ama o ne yaptı. sığmadı. hemen uyardı beni.

ONUN ADI YOK.

sadece hissedin . düşünmeyin. o sizi bulur. :)

 

 

Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/1/2006 - kanatlar her yerde

hep kanatlarım olsun istedim. az önce gözlerimi gömdüğüm yerden çıkardım ve dışarı baktım. ne görsem beğenirsiniz? bir sürü kanat uçuşuyor. evet çok küçükler ama birleştikleri zaman tüm hayatları değiştirebiliyorlar. görüntü mükemmel. olduğun yerden her yeri görebilirsin. bütün farklılıklar yolu aynıya çıkarıyor.

her an kanatlar uçuşuyor etrafımızda. aramayı bırakmak bulmayı getiriyor galiba.

çok güzel birgün.

geceye teşekkürler.

gece ne mi oldu.

eski, yeni bütün dostlarım, arkadaşlarım, sevdiklerim, sevmediklerim bir aradaydık. onu da anlatacağım...

herşey alabildiğine normal yani mükemmel  :)

 

Yorum (7) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

24/1/2006 - çatlaklar vardı...

işte anlatıyorum.

 

                                                                                                               23.Ocak.2006  

 

Hastayım...

İçimde bir şeyler çatırdıyor.

Herkes gelmiş. Geçit töreni, saygı duruşu gibi. Dizilmişler. Ortadaki onların eseriymiş ve bunun için çok çaba harcadıklarını biliyorlarmış gibi. En büyük hataları, kayıpları, kazançları, coşkuları ... Hepsi ve onların iki ayaklı yüzleri.

Hepsi gelmiş. Tanrım, bu ne kalabalık, bu ne coşku, bu ne ihtişam?

İçimde bir şeyler çatırdıyor.

Eeeee, bu kadar ağırlığa iyi sadece çatırdıyor, kırılmıyor derken kırıldı. Düştüm yada çıktım. Önemsiz. Çok derin nefesler aldım. Çok fazla şey gördüm, öğrendim, öğrettiler. Ohh dedim. Huzur bu işte. Tamam ben artık burda kalacağım. Şimdi değil dediler ve beni geri gönderdiler.

Gözlerimi açtım. Çok derin bir nefes aldım. Burda derin nefesler almaya başladım.

 

herşey çok güzel.

 

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

Bağlantılar

Ana Sayfa
Profilim
Arşiv
Arkadaşlarım
e-posta

Arkadaşlarım

joezombi
visne
hvaris
fenomen
agnia
mikroorganizma
raciegi
granada
bulentcaka1
ar
byrevolutionist
magissa
erla
bitterbocek